

Yusuf Selim çatı arasında eski bir sandık buldu. Sandığın içinde eskimiş bir harita vardı. Harita üzerinde garip işaretler ve bir X vardı. "Bu bir hazine haritası olmalı!" diye bağırdı heyecanla. Uzun kahverengi saçlarını kulağının arkasına attı. Haritayı dikkatle inceledi. X işareti parkın arka tarafını gösteriyordu. "Yarın hemen aramaya başlamalıyım," dedi gülümseyerek. Macera başlamak üzereydi.

Sabah erkenden kalkan Yusuf Selim haritayı sırt çantasına koydu. Parka doğru koşmaya başladı. Parkta ağaçlar ve çiçekler vardı. Haritaya tekrar baktı. "X işareti büyük meşe ağacının yanında," diye düşündü. Ağacın yanına vardığında etrafa bakındı. Kimse yoktu. "Şimdi kazmaya başlayabilirim," dedi. Elindeki küçük kürekle toprağı kazmaya başladı. Heyecandan kalbi hızlı hızlı atıyordu.

Yusuf Selim biraz kazdıktan sonra sert bir şeye çarptı. "Ne buldum acaba?" diye merak etti. Toprağı temizledi ve küçük bir kutu gördü. Kutuyu açtığında içinde bir not vardı. Notta şöyle yazıyordu: "Hazine büyük taşın altında gizli." "Büyük taş mı? Park çok büyük!" dedi şaşkınlıkla. Etrafa bakındı. Uzakta büyük bir kaya gördü. "İşte orada olmalı," dedi ve koşmaya başladı.

Yusuf Selim büyük taşın yanına geldi. Taş çok ağır görünüyordu. "Bunu nasıl kaldıracağım?" diye düşündü. Etrafta bir sopa buldu. Sopayı kaldıraç gibi kullandı. Taş yavaş yavaş hareket etmeye başladı. "Biraz daha!" diye cesaretlendirdi kendini. Sonunda taşı yana itti. Taşın altında küçük bir delik vardı. Deliğin içinde parlak bir şey gördü. "Hazine!" diye bağırdı sevinçle. Elini uzatıp parlak nesneyi aldı.

Yusuf Selim eski bir kutu çıkardı delikten. Kutu ağırdı ve üzerinde süslemeler vardı. Heyecanla kapağı açtı. İçinde renkli taşlar ve eski madalyalar vardı. "Vay be, gerçek bir hazine!" dedi gözleri parlayarak. En altta bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta dedesi gülümsüyordu. "Bu dedemin hazinesi!" diye anladı. Artık hazinenin değerini daha iyi anlıyordu. Bu sadece taşlar değil, bir anıydı.

Yusuf Selim kutuyu sıkıca tutarak eve koştu. "Anne, anne, bak ne buldum!" diye bağırdı. Annesi mutfaktan çıktı. "Ne buldun oğlum?" diye sordu. Yusuf Selim kutuyu gösterdi. Annesi kutuyu görünce gözleri doldu. "Bu baban gençken saklamıştı," dedi. "Dedem mi?" diye sordu Yusuf. "Evet, sana bırakmıştı," dedi annesi gülümseyerek. Yusuf Selim çok mutluydu. Ailesinin tarihini keşfetmişti.

Annesi kutudan mektup çıkardı. Mektubu Yusuf Selim'e verdi. "Sevgili torunum, bu hazineyi bulduğunda büyümüş olacaksın. Bu taşlar dünyanın farklı yerlerinden. Her biri bir anımı temsil ediyor. Bunları sana emanet ediyorum," yazıyordu. Yusuf Selim'in gözleri yaşardı. "Dedemi hiç tanımadım ama şimdi ona yakınım," dedi. Annesi ona sarıldı. "O da seni çok severdi," dedi. Bu hazine gerçekten özeldi.

Yusuf Selim hazineyi odasına koydu. Her gün bakıp dedesini hatırlıyordu. Bir gün kendisi de böyle bir macera yaratmaya karar verdi. "Belki de kendi hazinemı gizlerim," diye düşündü. Defterine yeni hikayeler yazmaya başladı. Parkta bulduğu taşları biriktirdi. "Gelecekte birileri bunları bulacak," dedi gülümseyerek. Yusuf Selim artık sadece hazine avcısı değildi. O bir hikaye yaratıcısı olmuştu. Maceraları daha yeni başlıyordu.