cover
In a sunlit forest clearing at dawn, Lena steps barefoot on soft moss, smiling up at rustling trees whose branches lean toward her.
Lena, sabah güneşiyle neşeyle ormana yürüdü. Yumuşak yosunlar küçük ayaklarını gıdıkladı. 'Burada mısınız?' diye fısıldadı. Ağaçlar hışırdayıp 'Buradayız, dinliyoruz,' dedi. Lena gülümsedi, kalbi merakla hızlandı.
On a winding forest path under gentle morning light, Lena pauses mid-step, hair lifted by a playful breeze that spins fallen leaves around her glowing face.
Lena'nın saçlarını hafif bir rüzgâr okşadı. 'Beni izle,' dedi rüzgâr tıngırdayan yapraklarla. Kıvrılan patikaya adım attı. 'Nereye gidiyoruz?' diye sordu. 'Işığa ve arkadaşlığa,' diye fısıldadı rüzgâr.
Along a sun-dappled trail, Lena kneels with wide eyes as a colorful butterfly with iridescent wings hovers before her in a bright shaft of midday light.
Renkli bir kelebek, güneş ışığında dans ederek önünde süzüldü. 'Merhaba, küçük rehber,' dedi Lena. Kelebek nazikçe daireler çizdi. 'Seni takip edeyim mi?' diye sordu Lena. Kelebek kanat çırpıp 'Evet,' der gibi parladı.
Beside a narrow brook under soft afternoon light, Lena bends to lift tangled branches from shimmering water, smiling as the freed stream splashes over smooth stones.
Ufacık bir derenin şırıltısı kulağına ulaştı. 'Sabırla akar, paylaşınca çoğalırım,' diye fısıldadı dere. Lena eğilip tıkanan dalları nazikçe kaldırdı. Su sevinçle şapırdadı. 'Teşekkür ederim,' diye çağladı dere.
In a fragrant meadow bathed in late-afternoon sun, Lena gently props a broken flower stem while a colorful butterfly with iridescent wings rests on a nearby blossom.
Kelebek, kokulu çiçeklerle dolu bir açıklığa kondu. 'Ne güzel kokuyorsunuz,' dedi Lena. Rüzgâr tohumları nazikçe savurdu. 'Sevgiyle dokun, biz güçleniriz,' diye fısıldadı çiçekler. Lena dikkatle kırık dalı kaldırıp toprağı düzeltti.
Kneeling in warm, tilled earth at dusk, Lena drops two tiny seeds into shallow holes; a colorful butterfly with iridescent wings hovers above, its spread wings casting a delicate shadow.
Lena cebinden iki küçük tohum çıkardı. 'Büyüyün, minikler,' dedi. Parmaklarıyla ılık toprağa minik yuvalar açtı. Rüzgâr 'Yanınızdayım,' diye esip nemi taşıdı. Kelebek kanatlarıyla gölge yapıp tohumları korudu.
Under the leafy canopy of a twilight forest, Lena gently bends a broad branch to shade a low bush, while a colorful butterfly with iridescent wings perches silently on the branch tip.
Bir çalılıktan ince civıltılar geldi. 'Yardım eder misin?' diye fısıldadı sesler. Lena geniş yapraklı bir dalı eğip gölgelik yaptı. 'Daha iyi,' dediler minik sesler. Kelebek, dalın üzerine usulca konup bekledi.
At the riverbank in golden evening light, Lena arranges small stones to guide sparkling water toward a thirsty sapling that stands expectantly beside her.
Kıyıda susamış bir fidan duruyordu. 'Bana da ulaşır mısın?' diye suya seslendi Lena. Küçük taşlarla dar bir yol yaptı. Su zarifçe akıp fidana vardığında gülümsedi. 'Paylaşınca hepimiz serinleriz,' dedi dere.
On a sunlit woodland trail, Lena holds open a cloth bag while stooping to pick shiny litter from the ground; a colorful butterfly with iridescent wings circles joyfully above.
Patikada parlak bir çöp parladı. Lena çantasından bez torbasını çıkarıp çöpleri topladı. 'Daha rahat nefes alıyoruz,' dedi ağaçlar. Kelebek sevinçle döndü. 'Küçük iyilikler büyük mutluluklar getirir,' dedi rüzgâr.
In the cool shade beneath a towering oak at dusk, Lena sits cross-legged, eyes closed, hugging the tree’s mossy trunk as soft violet light filters through rustling leaves.
Gölgede oturup sesi dinledi. 'Biz, kökler ve kanatlar, birlikteyiz,' dedi orman. Lena ağacı kucakladı. 'Ben de sizinleyim,' dedi. Rüzgâr, yapraklarla nazik bir ninni söyleyip kalbini ısıttı.
On the forest edge at sunset, Lena stands on the amber-lit path, smiling as a colorful butterfly with iridescent wings rests on her shoulder, distant trees glowing behind her.
Güneş eğilirken dönüş vaktini anladı. Kelebek omzuna kondu. 'Görüşürüz, arkadaşım,' dedi Lena. Rüzgâr yolu işaret edip ıslık çaldı. Orman 'Yine gel,' diye tatlı tatlı fısıldadı.
In front of her cottage doorway under fading twilight, Lena turns toward the darkening forest, fist gently pressed to her heart and face alight with resolve, lantern glow warming the wooden threshold.
Evin kapısında durup ormana baktı. Kalbi hafif, yüzü mutlulukla parlıyordu. 'Doğayı koruyacağım,' dedi kararlılıkla. 'Gelecek sefer arkadaşlarımı da getireceğim.' Rüzgâr, 'Birlikte daha güçlüyüz,' diye hatırlattı.
--:--
--:--
0/12